Soma Felaketi Üzerine

Yazar 

Soma Felaketi, oğulların, kardeşlerin, eşlerin, babaların ölmesine neden oldu. Sayı vermek bana doğru gelmiyor. “Kaç tane” canın “artık ölü” olduğunu söylemeyi, gereksiz bir matematik olduğu için fazlaca ruhsuz buluyorum.

Esoteric Astroloji kavramını duyanlarınız ve duymayanlarınız vardır: Astrolojik olayların bireysel etkisini değil toplumsal etkisini, felaketlere, afetlere, sosyal olaylara, jenerasyonlara etkisini açıklamaya çalışır.
Soma Felaketi üzerine yazarken, esoteric astrolojiyi kullanarak çıkarımlar yapabilir. Boğa-akrep dolunayında şöyle şöyle olur, işte ondan dolayı da böyle olur, denebilir. Ben bunu yapmayacağım.
Çünkü bunu yapmak, sevenlerini bir daha asla göremeyecek olan, yüzlerce metre toprağın altında canını bırakıp çıkarılan, yine toprağın altına bir kefen içinde, hem de genç yaşta, hem de sevenlerinin gözlerinin önünde girecek olanları düşününce imkansız.
Başka bir şey yapacağım, devletimizi sorgulayacağım, “Türkiye’nin Karakterini” anlamaya çalışacağım.
Devlet kavramı, varlığı 1930 yılında keşfedilen Pluto ile ilişkili. Eski astronomlar Satürn’e kadar görebildikleri için, şaşalı imparatorlukların prestijini göz önüne alıp, devleti satürn ile ilişkilendirmişler. Halbuki devlet, hakimiyet alanında yaşayan insanları, kullanabileceği bir kaynak olarak görmez mi? Kurumlarında çalıştırmak için kullanır, savaşta ölsünler diye kullanır, kazandıkları parayı vergi olarak alır, madenlerinde çalıştırır. Devletin başındakiler, devletin gücünü kullanarak hepimizi kullanır.
Bunu devletin bir eleştirisi olarak söylemiyorum, “devletin doğası” budur! Tüm devletler bunu yapar, ki ayakta kalsınlar, ki HAYATTA KALSINLAR. İşte bu, pluto’nun enerjisidir: hayatta kalma dürtüsü, pluto’dan gelir.
Ancak, devletleri birbirinden ayıran en önemli nitelik, hakimiyet alanında yaşayanlara, yani vatandaşlarına bakış açısıdır ve bunu devletlerin karakteri olarak değerlendirmeli, doğru anlamak için kurulduğu güne, yani doğum haritasına bakmalıyız. İki ülkeyi kıyaslayarak detaylandırayım: Türkiye ve Amerika.

Amerika: 4 Temmuz (Yengeç Burcu)

Yengeç burcu, ev ve aile kavramanı temsil eder, AY’ın enerjisini yansıtır. Güvende olmayı önemser. İşte bu yüzden, vatanseverlik kavramını (patriotism) en ileri noktaya taşıyan ülke Amerika’dır. Evine (vatan) ve ailesine (vatandaş) bağlıdır, onları koruma refleksi çok güçlüdür (bkz 11 Eylül sonrası)
Amerika Başkanları, konuşmalarını “God Bless Amerika” diyerek bitirir. Amerikan filmlerinde bayrak, gururla dalgalandırılır. Vatanları onların onurudur, gurur vesilesidir. Daha güzel ve yaşanılası olsun diye çalışırlar. Devlet vatandaşlarını ailesi gibi  görür, bunu onlara hissettirir. Elbette Amerika’da da kötü şartlarda yaşayan binlerce insan vardır ancak ortalama yaşam kalitesini tartışmaya lüzum yok, değil mi? Zaten bazı şeyleri ancak ekonomik düzen ile anlatabiliriz, o konuya girmiyorum.

Türkiye: 29 Ekim (Akrep Burcu)  

Akrep burcu, kaynağını “hayatta kalma” dürtüsünden alan güç ve kontrolü temsil eder, PLUTO’nun enerjisini yansıtır. Ölmemek için savaşmak gerektiğini, hayatta kalmak için bazen birilerinin zarar görmesinin hoş görülebileceğini, zaten bu dünyanın adil bir yer olmadığını düşünür.
İşte bu yüzden, Türkiye’de ölümler “normal karşılanır”, çünkü madenciliğin doğasında kaza da vardır, ölmek de…Elbette bazen birileri zarar görecek, tabi ki şehitler olacaktır. Hayat adil değildir. Hem sen ölmesen, ben ölmesem devlet nasıl hayatta kalacaktır.
Bu yüzden devletimiz, ölenin ardından gerçek anlamda yas tutmaz, şehitlerimiz bir süre konuşulur. Birlikte üzülürüz ve sonra yolumuza devam ederiz.
İşte bu yüzden Çanakkale’de ölen ANZAC askerleri (Avustralia-New Zealand) her yıl binlerce kilometre öteden gelinip saygı ile anılır ancak biz resmi bir devlet töreni yapar geçeriz. Şehitlerimiz için kolektif bir anma dahi yapmayız. Niye yapalım ki? Vatan sana canım feda. Tabi ki ölecektik.
Bu bakış açısı, sadece devletimizin bakış açısı değil, bizler de böyle bakıyoruz aslında. Tabi bunun sebeplerinden birisi, bu topraklarda doğmuş olmamız, burada eğitim alıp, değer yargılarını ister-istemez sahiplenmiş olmamız.
Devletimizin refleksinin her zaman “önce kendi varlığını korumak” olduğu çok açık. Bunu mevcut hükümete bağlamak da doğru değil, boşuna sorumluluğu bu hükümete yüklemeyin. Tahmin edebileceğiniz üzere, hükümeti korumak için söylemiyorum: biz hep böyleydik.
Kürt vatandaşlarımıza da böyle davrandık, alevi vatandaşlarımıza da…Çocuklarımızın geleceğini de önemsemedik, şehirlerimizi de…Hastanelerde tedavi olmak için kuyruk bekleyen yaşlı dedeleri/neneleri de görmezden geldik, geçinemeyen çiftçimizi de…
Devlet, size en son ne zaman kendinizi değerli hissettirdi ?
Biz Orhan Pamuk’a, Fazıl Say’a, Cahit Arf’a bile sahip çıkmayan bir ülkede yaşıyoruz. Cem Yılmaz’ın ve Tarkan’ın bir fenomen olmaması neden? Neden İngiliz, Avustralya ve Amerikalılar her zaman dünya çapında etkili “bireyler” çıkarırken, bizim ülkemizdeki eşsiz yetenekler uluslararası tanınırlık kazanmıyor? Sebep açık: devletimizin gözünde, uluslararası etkinliğe ulaşan her birey, onun hüküm alanını aşan, kontrol edemeyeceği, kullanmakta zorlanacağı biri  oluyor ve bundan rahatsız oluyor.
Çok sevdiğimiz ülkemiz, vatanımız; doğduğumuz, güzelliklerine aşık olduğumuz, toprağında buğday yetiştirdiğimiz, madenlerinden kömür çıkardığımız ülkemiz, karakteri gereği, bizleri gerektiğinde feda edilecek insan kaynağı olarak görüyor. Ötesi yok.
Bunu kabullenmek zorunda mıyız?
Soma’da cansız düşenlerin mekanı cennet olsun, Allah ailelerine sabır versin. Çok zor! 

Türkiye’nin en iddialı astroloji sitesinin kurucusu ve yazarı

YORUMUNUZU ALAYIM

Your email address will not be published. Required fields are marked *